Etiketler

, , , ,


hologram

2. Uradia

16 Ekim 5000

Tekilliğin diğer ucundan, Uradia’ya çıkıyorsun. Hikâyenin diğer kısmı burada. Aynı anda binlerce, milyonlarca şey oluyor; fakat bunlardan anlam çıkaracak olan sensin. Seni iyi gazeteci yapan de bu özelliğin. Esas hikâyenin iki ana kısmı var. Birisi Aaru’da, birisi burada, Uradia’da.

Her hikâyede bir kahraman olmak zorunda.

Uradia’daki kahramanı arıyorsun.

………………………………………………………………………………………………………………

Holger, Programcılar katında oturduğu yerde etrafına bakındı. Yüzlerce kişi değişik departmanlarda, değişik görev gruplarına bölünmüş olarak çalışıyorlardı. Bazıları toplantı halinde, bazıları istasyonlarında Holger’in anlamadığı bir şeylerle uğraşıyorlardı.

Uradia’daki bu katı orada çalışanlardan başka çok az kişi biliyordu. Programcılar, aslında programcı falan değildi.

Programcılar Uradia’nın, Adsız İnsanlık’ın gizli savunma birimiydi.

Holger, kendi etrafındaki istasyonlarda çalışanların her zamanki gibi meşgul olduğunu gördüğünde bakışlarını katın uzaklarına çevirdi. Aaru masasındaki karmaşaya bakarak neler olduğunu tahmin etmeye çalıştı. Kimseye bilgi vermiyorlardı, ama Aaru’da önemli bir olay olduğu kesindi. Birilerinin bir saldırıdan söz ettiğini duyabilmişti sadece. Kendi etraflarını sadece yetkili kişilerin girip çıkabildiği bir zarla kapamışlardı, ses geçmiyordu. Holger bunu düşünmemeye çalışıyordu, ama karısı (eski karısı) ve küçük oğlu Aaru’daydı. Kendini işine vermeye çalıştı. Vadim’in kendisine verdiği ufak görev yine çok basitti ve beş dakikada bitirmişti. Programcılar’ın ID’lerle ilgili bölümünde işe başladığında, bu işin çok daha heyecanlı ve hareketli olmasını ummuştu. Oysa şimdi zaman geçmek bilmiyordu.

Uzun siyah saçlarını arkasında tutan güç alanını eliyle gevşeterek saçlarını açtı. Belki de dış görünüşünü yüzünden ona daha ayrıntılı görevleri vermediklerini düşünmeye başlamıştı. Diğerlerinden daha iri yapılı ve geniş omuzlu olduğu doğruydu. Belki saçını kestirse ve daha resmi bir şeyler giyse… Başını salladı. O anda tek istediği karısı ve çocuğu hakkında net bir bilgiye ulaşmaktı ve neye benzerse benzesin ona bilgi verecekleri yoktu. İstasyonunda ID’lerle ilgili tanımları açtı. Gözünün önünde yükselen tanımlar ve referansların bir kısmını eliyle öne çekti ve açılarak yayılmalarını seyretti.

Zaten bildiği şeylerdi bunlar. ID’ler, aslında bilinçli programlardı. Son derece güçlü ve gelişmişlerdi. İnsanlardan çok iyi gizleniyorlardı ve tüm Galaksi’de onlardan haberdar olan hemen hemen hiç kimse yoktu. Zaten kuşkulananları ID’ler tespit ve imha ediyorlardı.

ID’ler sadece birer yazılımdan ibaret değillerdi. Her biri, etraflarında bulunan işlemcilerin kapasitesinden fark edilmeyecek kadarını kullanarak katılık hissi kattıkları, cisimleşmiş birer hologram yaratıyorlardı ve konuşuyorlardı. En ince ayrıntısına kadar birer insan gibi, insanların arasında yaşıyorlardı.

………………………………………………………………………………………….

Holger’i tanıyorsun. Onun kim olduğunu biliyorsun. Arsus gezegeninde alt düzey bir istihbarat elemanı. Onunla konuştuğunu hatırlıyorsun.

Bilincinin son katmanları özünün üzerine sarılıyor. Tüm parçalar yerine oturuyor…

……………………………………………………………………………………………………

Holger, o gün evden çıkmadan önce büyük oğlunun söylediklerini hatırladı. Çocuklarını da Arsus’ta ID’lerden kaçarken peşinden buraya sürüklemek zorunda kalmıştı. Eski karısı ve çocukları… Petek, en küçük oğlu Togo’yla birlikte Aaru’daydı. Diğer iki çocuğu ise burada, Holger’le birlikteydi.

Neden kendisini suçlamadıklarını anlamıyordu. Hepsinin hayatını mahvetmişti. Bu ID hikâyesini kafaya takmasa, bunların hiçbiri başlarına gelmeyecekti. Evlerinden, arkadaşlarından koparak, kimseye veda bile edemeden bambaşka bir gezegene gelmişlerdi. Kendi başına gelse, bu haksızlığı affetmezdi.

Büyük oğlu artık on yedi yaşındaydı ve Holger’in yokluğunda evi çekip çevirebiliyordu. O sabah yeni okuluna gitmeden önce kahvaltıyı hazırlamıştı. Çocuk Holger’le havadan sudan konuşmuş, okuldaki derslerin çoğunun kolay geldiğinden bahsetmişti. Arkadaşlar konusu ise o kadar basit değildi, ama zaman içinde üstesinden geleceğini söylemişti.

Holger’e işi ile ilgili pek soru sormuyordu. Gerçi sorsa da Programcı olduğunu söyleyemezdi oğluna. Sıkıcı bir işi olduğunu söyleyebilmişti sadece, ki bu da yalan değildi.

“Gölgeden ayrılma,” demişti oğlu evden çıkarken. Ne demek istediğini anlamamıştı Holger. Buradaki gençlerin arasında moda olan bir ifadeydi herhalde. Oğlunun kendisine küfür etmemiş olduğunu umdu içinden.

Çalan alarm ile düşünceleri kesildi.

Bir anda yükselen tiz bir ses herkesin kafasını kaldırmasına neden oldu. Yüksek ses kulak tırmalayıcıydı ve rahatsız ediciydi. ‘Amaç da bu olsa gerek zaten,’ diye düşündü Holger. Sonra alarm ile birlikte kendi bulunduğu bölümün renklerinin değiştiğini ve kızıla dönüştüğünü fark etti.

Bu ID alarmıydı.

Programcılar’a katıldığı ilk gün Vadim’in anlattıklarını hatırladı. ID’ler Uradia’ya giremezlerdi. Adsız İnsanlık’ın kullandığı teknoloji, onların gezegene sızmasını engelliyordu. Uradia’nın her noktasındaki basit veya gelişmiş her teknolojik cihazda, gezegenin tüm yapı malzemesinin her atom-altı zerreciğinde ID’lerin var olmalarını engelleyen mekanizmalar mevcuttu. Uradia’nın her noktasında makrodan mikroya devamlı çalışan, devamlı izlenen ve güncellenen onlarca savunma yöntemi vardı. Holger’in etrafındaki iş arkadaşları işte bu nedenle devamlı meşguldüler. Yıllar içinde ID’lerin birkaç kere Uradia’ya sızma girişimi olmuştu. Ama bunların hepsi daha ilk savunma kademesini geçemeden püskürtülmüştü.

Şimdi ise ID alarmı çalıyordu ve susmuyordu.

Diğer bölümlerdeki Programcılar’ın şaşkın bakışlarla kendi bölümüne baktığını gördü. Programcılar’ın arada bir hareketli günleri oluyordu, ama daha önce şimdiki gibi bir değil iki krizin aynı anda yaşandığı olmamıştı. Holger, ID masasının etrafındaki kızıl rengin yoğunlaşmasını ve yeni bir zarla kaplanmalarını izledi. Artık buraya da her isteyen giremeyecekti.

İstasyonundaki her şeyin silindiğini fark etti. Etrafındaki diğer istasyonlarda da aynı şey olmuştu. Tüm iş arkadaşları hemen kriz yönetimine geçmişti. Holger ise ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

Yakınındaki birisi – sarışın, orta yaşlı bir adam – istasyonunda hızla geçen kırmızı yazıyı yüksek sesle bağırarak okudu: “ID imzası taşıyan bir program parçacığı Uradia’nın içinde!”

Bir diğeri – uzun boylu, tok sesli bir genç kadın – daha ayrıntılı tanıların içine girmişti ve Holger’in gözle takip edemediği bir hızla bazılarını öne çıkararak okudu: “Çok hızlı hareket ediyor. Ya iz bırakmıyor, ya da izleri çok kısa sürede kayboluyor. Takip etmek çok güç. Nerede olduğunu bulmak imkânsız gibi.”

“Aktif savunmaya geçiyoruz,” diye haykırdı göremediği bir diğeri.

Holger yanından koşarak geçen Vadim’i kolundan tuttu: “Aktif savunma ne demek?”

Vadim önce onu tanımamış gibi bir an baktı. Sonra bir an önce başından savmaya çalışır gibi aceleyle konuştu: “Saldırıya geçiyoruz demek. Bul, yalıt, hareketsiz hale getir ve yok et.”

“Bunu yapabiliyor muyuz?” ID’lerden kaçardınız ve kurtulmaya çalışırdınız sadece.

“Şimdi hep birlikte göreceğiz,” dedi Vadim ve hızla kendi istasyonuna doğru koştu.

Aktif savunmaya geçilmesi sonraki dört saniyede tamamlandı. İstasyonlar şekil değiştirmeye başladı. Bazı masalar ve sandalyeler (üstlerinde oturan Programcılar’la birlikte) hafifçe kayarak birbirlerine doğru döndü ve yaklaştı. ID bölümündeki yaklaşık yirmi programcının istasyonları dışında, tüm kattaki istasyonlar kendiliğinden kapandı. Sistemdeki tüm kaynaklar ve kapasite bu özel olarak belirlenmiş yirmi istasyona akmaya başladı. Holger kendi istasyonunun da kapanmasının ardından tüm katın karanlığa gömülmesini seyretti. Sadece uzaktaki Aaru bölümünün ışıkları yanmaya devam ediyordu. Birbirlerine yaklaşan yirmi civarındaki istasyonun bazıları uzaktan birbirleriyle birleşti ve havada farklı katmanlarda akan bir veri bulutu oluşarak büyümeye başladı.

Herkes ne yaptığını çok iyi biliyordu. Holger hızlı değişimi, bir dans gösterisindeki gibi ezberlenmiş seri hareketlerdeki uyumu hayranlıkla seyretti. Bu insanlar kesinlikle düşündüğü kadar sıkıcı değildi.

Aktif savunma başladı.

Önce Uradia’nın veri atmosferine trilyonlarca ‘iz sürücü’ salındı. Bu ‘iz sürücüler’ aslında veri atmosferinin içinde uyuyan hücreler olarak zaten vardılar. Her biri dalgalar halinde iletilen sinyallerle ‘uyandırıldı’ ve anında harekete geçti. Her yer, Uradia’nın her tarafı hızla ve defalarca taranmaya başladı.

Aynı anda, Uradia’nın kritik bölgeleri yalıtılmaya başlandı. Gezegenin yönetimiyle ilgili kısımlar, Proje ve Uradia ile ilgili her şey geçilmez katmanlarla çevrelerinden kopartıldı. Ayrıca Uradia’nın – tüm gezegenin – dışarıyla olan iletişimi de kesildi. Holger bunun nedenini anlayabiliyordu. Eğer Uradia’ya bir şekilde giren bir ID varsa, dışarı çıkmasına ve varsa öğrendiklerini geri götürmesine izin verilemezdi.

Saniyeler içindeki taramalar sonucunda, Uradia’nın hiçbir yerinde başka bir ID izine rastlanmamıştı. Şimdilik sisteme sızan tek ID’in bu olduğuna karar verildi, yine de arka plandaki taramalar devam edecekti.

Holger Programcılar’ın katının da yalıtıldığını fark etti. ID birimindeki aktif savunmacılar ve Aaru birimi dışında kalanların istasyonlarının dışında, dışarıyla olan bağları kesilmişti.

Savunmacıların neler yaptıklarını kendi aralarındaki konuşmalarından takip etmeye çalışıyordu.

Yarım dakika kadar sonra, sistemdeki ID’in izini bulduklarını heyecanlı haykırışlarından anladı. Onu uzman iz sürücüler ile takip etmeye başladılar. ID çok hızlıydı.

“Buraya geliyor!” diye bağırdı uzun boylu kadın.

“Ne demek buraya?” dedi sarışın adam.

“Programcı sistemlerine. Doğrudan bize geliyor.”

Birleşen istasyonların üzerinde, Uradia’nın tüm veri alt ve üstyapısını gösteren basitleştirilmiş bir hologram belirdi. Değişik renklerle çizilmiş üç boyutlu bir labirent gibiydi. Labirent büyüdü ve detaylar belirmeye başladı. Onların bulunduğu sektör ön plana çıkmaya başladı. Labirentin içinde kırmızı bir nokta hızla hareket ediyordu. Bunun ID’i simgelediğini tahmin etti Holger. Veri yollarını ve katmanlarını büyük bir hızla dolaşarak geçiyordu. Şüphe yoktu; ID onlara doğru geliyordu.

Nokta yavaşlamaya başladı, ama hala ilerlemeye devam ediyordu. Şimdi Programcıların kendilerine özel çok gizli veri yollarını bulmuştu ve bunları kullanarak onlara yaklaşıyordu. Programcıların onu durdurmak için olası tüm veri yollarına yolladığı saldırı botlarını, tek temasıyla yok ederek yoluna devam ediyordu.

“Durdurun şunu!” diye bağırdı Vadim.

Tam o anda kırmızı nokta, labirentten kayboldu. Herkes büyük hologramda ve kendi istasyonlarında onu telaşla aramaya başladı.

Sessizlik uzadı.

Sonra genç kadın, “Burada!” diye bağırdı.

Kafalarını kaldırıp önce ona, sonra onun baktığı yere baktılar.

Gözlerinin önünde, havada pikseller titreşiyordu. Orada olmaması için var gücüyle çalışan, varlığına acımasızca saldıran sistemlere karşı verdiği mücadele saniyeler boyunca sürdü. Sonra, üç boyutlu bir hologram gibi şekil kazanmaya başladı. Ama bu sadece bilindik bir hologramdan ibaret değildi. Çevredeki açık/kapalı tüm işlemcilerin gücünü ve kapasitesini kullanarak, basınç dalgaları oluşturmaya ve görüntüsünün bulunduğu mekâna hedeflemeye, yoğunlaşmaya başladı. Programcıların gözlerinin önünde, cisim kazanıyordu.

Sonra, sonsuzluk gibi uzun gelen saniyelerin sonunda, ortalama boylu ve oldukça şişman, siyahi bir adam az önce boş olan yerde yavaşça başını kaldırdı ve etrafına bakınarak kendisini seyredenleri süzdü.

“Benim adım Sami,” dedi tıknefes bir sesle. “Ben bir ID’im.”

Bakışları Holger’i bulduğunda, ona döndü. “Seninle konuşmam gerekiyor, Holger. Arsus’a dönmek zorundasın.”

……………………………………………………………………………………………..

ID’leri biliyorsun. Onları araştırıyordun. Varlıklarından emindin, ama daha önce hiç birini bizzat görmemiştin. Titriyorsun, olmayan vücuduna rağmen.

Güçleniyorsun.

Ve aynı anda, bir ucu Uradia’da çok gizli, tamamen yalıtılmış ve bir ID dahil hiçbir şeyin giremeyeceği bir yerde olan tekilliğin diğer ucunda yer alan Aaru’da olanları izliyorsun. Dikkatin ikiye bölünmüyor, dağılmıyor. İki hikâyeyi aynı anda takip ediyor, iki kitabı aynı anda okuyor gibisin. Tüm insanlığın varoluşunda – şu ana kadar ve bundan sonrası için – en önemli iki hikâyenin bunlar olduğunu biliyorsun.

İkinci bölümün sonu

Gölge İnsanlık’ı baştan sona sıralı olarak okumak için tıklayın.

 

Reklamlar